Daha İyi İletişim Kurma Yolunda Kullanabileceğimiz Yedi Yöntem

Hayatımızda gösterdiğimiz başarının tam olarak % 85’i bizim sosyal becerilerimize bağlıdır. Bu da, diğer insanlarla olumlu bir şekilde iletişim kurabilmemiz ve hedeflerimize ulaşmada onların bizimle işbirliği yapmalarını sağlayabilmemiz tarafından belirlenir.

 

Başkalarıyla geçinememek, başarısızlığın, asabiyetin ve mutsuzluğun ana nedenidir. Hayatımızdaki mutlulukların çoğu, diğer insanlarla aramızdaki başarılı ilişkilerden, sorunlarımızın çoğu da onlarla olan mutsuz ya da başarısız ilişkilerden doğmaktadır. Kısaca, hayatta karşılaştığımız problemlerin çoğu, insanlarla ilgilidir.

 

İyi olan şey, diğer insanlarla iyi ve güzel geçinme konusunda olağanüstü bir beceriye kavuşabilmenin mümkün olmasıdır.

 

Diğer insanlarla iyi geçinmeyi geliştirmemiz için uygulayabileceğimiz ve buna psikolojik olarak hazırlanmamızı sağlayacak olan yedi olumlu ve yapıcı davranış modeli vardır. Bunların her biri diğer insanların bilinçaltı ihtiyaçlarıyla uyumludur ve kendilerini önemli, değerli ve saygın hissetme ihtiyaçlarına hitap etmektedir. Bu bilinçaltı ihtiyaçlar, erken çocukluk döneminde oluşmuşlardır ve onları tatmin edebildiğimizde, insanların bizi ne kadar çok sevdiklerini görünce şaşırır ve Dolaylı Çaba Yasası’yla kendimizi ne kadar çok sevdiğimizin farkına varırız.

 

1. Kabullenelim.

 

Kişilerin kendilerine verdikleri değerin artmasını sağlayan birinci davranış şekli, kabullenme konusu üzerinde çalışmaktır. Her birimiz diğer insanlar tarafından kabullenilmeyi istemeye şartlandırılmışızdır. Yeni doğmuş bir bebek bile annesinin veya babasının yüzüne seviliyor, sayılıyor, isteniyor, önemli, komik ya da zeki olup olmadığını öğrenmek için bakar. Büyürken, gelişimimizin nasıl olduğunu anlamak için diğer insanların yüzlerine bakarız. Diğer kişiler ve hatta tanımadığımız insanlar tarafından kabullenilmenin derin ihtiyacına sahip bulunuruz.

 

İki insan birbiriyle karşılaştırıldığında, aralarında kurulması gereken birinci öncelikli bağ, belli bir derecedeki bir kabullenmedir. Karşımızdaki insanın bizi kabul edip etmediğini ve varlığımızdan mutluluk duyup duymadığını görmek için onun gözlerine, gülümsemesine, yüzüne ve beden diline bakarız. Karşımızdaki tarafından kabul edildiğimizde, kendimizi rahatlamış hissederiz.

 

Pek çok sosyal probleme, kendi ölçülerine göre başkaları tarafından kabul edilmek için çırpınan insanlar ve gruplar neden olmaktadır. İçten ve samimi bir şekilde karşımızdaki insanı şartsız olarak kabul ettiğimizi belirttiğimizde onun kendine verdiği değeri önemli ölçüde yükseltiriz, ayrıca kendisini rahatlamış ve güvende hissetmesini sağlarız.

 

Sadece Gülümseyelim.

 

Karşımızdaki kişiyi kabullendiğimizi göstermek için sadece gülümseyelim. Gülümsemek için on üç, kaşımızı çatmak içinse yüz on iki kasımızı kullanırız. Bir başka insana gönderdiğimiz içten bir gülümseme çok şey anlatır ve:  “Seni olduğun gibi ve şartsız kabul ediyorum.”  anlamına gelir. Başka bir insana gülümsediğimizde, onun kendisini değerli, önemli ve anlamlı hissetmesini sağlarız. O kişi kendini daha iyi hisseder. Bunun tek kaynağı ise, basit bir gülümsemedir ve bu, içten gelen bir sıcaklığın ifadesidir.

 

Bir Çin özdeyişi der ki: “Gülümsemeyi bilmeyen insan dükkân açmamalıdır.” Satış elemanları, iş adamları, geçimini patronluktan veya başkalarının desteğinden sağlayan herkesin ilişkilerinde diğer insanları kabullenmeyi öğrenmesi gerekir.

 

Evrensel yasalar, gülümseyerek ve olumlu bir şekilde selamlayarak insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağladığımız takdirde, onların da bize karşılığını vermek üzere aynı şekilde davranacakları nı söyler. En önemli şey, sevilmektir. İnsanlar bizi sevdiklerinde, bizimle işbirliği yapmak üzere daha istekli olurlar. Sevilmenin başlangıç noktası ise, diğer insanları sevmemizdir. Bir diğer insanı sevdiğimizi ifade etmenin en basit yolu da, karşılaştığımızda ona sıcak ve gönülden bir şekilde gülümsemektir.

 

Gülümsemenin en zor olduğu an, içimizden gelmediği zamandır. Ancak, kendimizi iyi hissedebilmek için rol yapabiliriz. Olumlu duygular hissetmesek bile birkaç dakikalığına karşılaştığımız insanlara içten bir şekilde gülümsemeye çalışırsak kendimizi yeniden daha iyi hissetmeye başlarız. Olumsuzluk bulutları da böylece dağılır. Zaman içinde gülümseyişimiz daha da içten bir hale gelir. Kendimize verdiğimiz değer, başkalarının kendilerine verdikleri değeri yükseltmek için göstereceğimiz çabayla yükselir ve bunu, sadece gülümsemeyle başarmak da mümkündür.

 

2. Yöntem:  Anlaşması Kolay Bir İnsan Olalım.

 

Daha iyi insan ilişkileri yolunda ikinci yöntem, anlaşması kolay bir insan olmaktır. İnsanlar, pek çok değişik konuyu kolayca ve serbestçe tartışabilecekleri, kolay anlaştıkları insanların yanında olmayı isterler. Bizimle konuşan bir insanı başımızla onayladığımızda, gülümsediğimizde veya onunla aynı fikirde olduğumuzu söylediğimizde, o kişi kendini daha değerli, saygın ve önemli hisseder.

 

Anlaşması kolay bir tavır, diğer insanların kendilerine verdikleri değeri yükseltir. Anlaşmazlık ise, bunu düşürür. İnsanlarla anlaşmazlığa düştüğümüzde ve tartıştığımızda, onların bilgileri ve zekâlarıyla mücadele etmiş oluruz. Onlara hatalı olduklarını, yargılarının ve deneyimlerinin çok da değerli olmadığını, bunun bir uzantısı olarak da kendilerinin değersiz olduğunu ima etmiş oluruz.

 

Hatalı olmaktan nefret etmek, insan tabiatının bir gerçeğidir. Bir konuda hatalı olmak, kişiliğimizin de bir şekilde hatalı olduğunu hissettirir bize. Bundan dolayı kendimize verdiğimiz değer darbe alır. Kendimizi yetersiz ve ufalmış hisseder, değersiz ve eksik görürüz.

 

Bir başkasına onun hatalı olduğunu veya yanlış yaptığını söylediğimizde, alacağımız cevap savunma ve sertlik şeklinde olacaktır. Kendimize verdiğimiz değer genelde çok kırılgandır ve bize hatalı olduğumuz söylendiğinde, onu hemen bedeli ne olursa olsun koruma ve gözetim altına almaya çalışırız.

 

Kendisiyle kolay anlaşılan bir insan olalım. Şu sözleri hatırlayalım: “Zıtlıkları aşmanın yolu, onlarla anlaşmaktan geçer.” Kolay anlaşılabilir bir insan haline geldiğimizde, diğer insanların bize yardım etmelerinde ve bizimle geçinmelerinde çok daha az dirençle karşılaşırız. Karşımızdaki insan, elimizdeki gerçeklere göre bariz bir şekilde hatalı olsa bile, kendimize şu soruyu soralım: “Bu ne kadar önemli bir şey?” Eğer önemli değilse, anlaşmazlık yolunu seçmektense bırakalım gitsin.

 

Tartışmaktan Vazgeçelim.

 

Şöyle denir: “Kendi iradesinin tersine olarak herhangi bir şeye inandırılan kimse, aslında hala kendi fikrine inanıyordur. İkna etmede önemli bir soru vardır: “Burada önemli olan ne?”

 

Her zaman kendimize şunu soralım: “Doğru mu olmak istiyorum, yoksa mutlu mu?” Ve mutluluğu seçelim.

 

Doğru olmadığımızı söyleyen birisine karşı takınacağımız en iyi tavır, onu fazla önemsememektir. Ancak bir nedenle konu, geçiştirilemeyecek derecede önemliyse, adına “üçüncü kişiyi devreye sokma”  denilen metodu kullanarak, hala anlaşması kolay bir kişi kalabiliriz. Bu metot yardımıyla, üzerinde tartıştığımız konunun sorun yaratan noktalarını hayali ve orada bulunmayan bir üçüncü şahsız ağzından şu şekilde dile getirebiliriz: Bu nokta çok ilginç, bu soruyu birisi sana soracak olsaydı nasıl cevaplardın?”  Sonra da sorumuzun cevabını, bir başkası veriyormuş gibi verelim.

 

Örneğin: “Bu yaptığımızı bilselerdi, müşterilerimiz ne düşünürlerdi?” veya “Böyle bir eyleme geçmemize bankacılarımız nasıl bakardı?” sorularını sorabiliriz. Böylelikle kafamızdaki soruları sorarken bile hala kolay anlaşabilen ve iyi geçimli bir insan olmaya devam edebiliriz. Bizim kullanacağımız sözcükleri bir başkasının konuşmasını sağlamamız bunun için yeterli olacaktır.

 

Bu metodun faydası, eğer kişinin iyi bir cevabı varsa, kendisiyle anlaşılamayan birisi olmak zorunda kalmaksızın cevabı almış olmamızdır. Şayet diğer kişi, soruya cevap veremezse, itibarını kaybetmeksizin fikrini değiştirebilir, çünkü soruyu soran kişi orada değildir ve egosu da işin içine girmemiştir.

 

Kendisiyle kolay anlaşılan ve geçinilen bir insan olmaya karar vermemiz, stres seviyemizi düşürecek ve diğerlerinin bize yardım etmesini sağlayan etkileme düzeyimizi yükseltecektir.

 

3. Yöntem: Hoşnutluğumuzu İfade Edelim.

 

Diğer insanların kendilerine verdikleri değeri yükseltmenin üçüncü adımı, hoşnutluğumuzu göstermektir. İnsan tabiatının en derin ihtiyaçlarından birisi de hoşnut olunma isteğidir. Bir kişinin başarmış olduğu bir şeyden dolayı olan hoşnutluğumuzu ifade ettiğimiz her seferde, o kişinin kendisini daha değerli, daha becerikli ve deha önemli hissetmesini sağlamış oluruz.

 

“Teşekkür ederim” cümlesi, hoşnutluğumuzu ifade eden en basit sözcüklerden oluşmuştur. Bunlar dilimizdeki en basit, ama en güçlü ifadeler olarak yer alırlar. Nereye gidersek gidelim “lütfen” ve “teşekkür ederim” sözcükleriyle ülkenin yarısını etkilememiz mümkün olmaktadır.

 

“Teşekkür Ederim” Diyelim.

 

“Teşekkür Ederim” sözcüklerinin inanılmaz bir gücü vardır. Onları söylediğimiz her seferde, karşımızdakinin kendine verdiği değeri yükseltiriz. Bu sözcükler onun davranışlarını güçlendirir ve mükâfatlandırır. Ağzımızdan çıkan “teşekkür ederim” sözcükleri karşımızdaki kişilerin olumlu duyguları tekrar yaşamalarını sağlar. Küçük şeyler için “teşekkür ederim” dediğimizde, insanlar çok geçmeden bizim için büyük şeyler yapmaya başlarlar.

 

Yaptıkları ve söyledikleri her şeyden dolayı insanlara teşekkür etme alışkanlığı edinelim. Eşimizin bize yaptığı her şey için onlara teşekkür edelim. Çocuklarımızın evde yaptıkları her şey için onlara teşekkür edelim. Eşimize ve çocuklarımıza ne kadar çok teşekkür edersek, onlar da kendilerini o kadar olumlu ve mutlu hissederler. Ondan sonra da bizim hoşnutluğumuzu kazanmak için daha fazla bir şeyler yapmaya istekli olurlar.

 

Gün boyunca, bizim için iş yapan insanlara teşekkür edelim. Bize randevu verenlere teşekkür edelim. Zamanlarını bize verdikleri için teşekkür edelim. Yorumları için teşekkür edelim. Yardımları için teşekkür edelim. Düşünebildiğimiz her şey için teşekkür edelim.

 

“Teşekkür ederim” notları yazalım. Bunlar, şimdiye keşfedilmiş olan en güçlü saygı uyandırıcı ve ilişki inşa edici notlardır. Birisine “teşekkür ederim” notu yazdığımızda, içinde birkaç kelime bile bulunsa, o kişi bizi aylar, hatta yıllar boyunca olumlu bir şekilde hatırlar. “Teşekkür ederim” dediğimiz farklı şeylerin sayısı ve diğer insanlara karşı ifade ettiğimiz farklı şeylerin sayısı ve diğer insanlara karşı ifade ettiğimiz farklı hoşnutluk tarzımızla kendimizi herkesten ayrı bir yere koyabiliriz.

 

Hoşnutluk tutumu geliştirelim. En mutlu ve en popüler insanlar, başlarına gelen her şeyden ve tanıştıkları herkesten içtenlikle hoşnut ve razı olanlardır. Böylesi bir tutum, önümüzdeki yolumuzu açar, sağlıklı bir kişiliği ve yüksek bir kendine saygıyı garantiler. Sahip olduklarımızdan ne kadar hoşnutsak, şükran dolu olacağımız şeylerin sayısı da o denli çok olur.

 

4. İnsanları Her Fırsatta (İçtenlikle)Övelim.

 

Diğer kişilerin kendilerine verdikleri değeri yükseltmenin ve onlara kendilerinin önemli olduklarını hissettirmenin dördüncü yolu, mümkün olan her durumda ve olayda (içtenlikle) övmektir. Övmek veya yüceltmek, insanların kendilerini mutlu ve onurlu hissetmelerini sağlayan en emin ve hızlı yöntemlerden birisidir. İnsanları övmek ve onaylamak, onların kendilerine verdiği değeri yükselten, davranışlarını güçlendiren ve bize yardım etmeyi ya da bizimle iş birliği yapmayı arzu etmelerini sağlayan en güvenilir yoldur.

 

Kişinin kendisine verdiği değerin bir tanımı da, onun kendisini ne derece övülmeye değer bulduğu şeklinde yapılır. Övgü alan bir kişinin kendine verdiği değer sıcak bir gündeki termometrenin civası gibi yükselir. Gün boyunca en azından bir dakikalık övgüler yapalım ve bunun için de insanları doğru bir şey yaparken yakalayalım. Bunu daha fazla yaptıkça, övdüğümüz kişiler kendilerini gitgide daha da etkin ve yetenekli hissedecekler ve övgüye layık oldukları davranışlarını tekrarlama olasılıkları artacaktır.

 

Olumlu Övgünün Üç Sırrı

 

Övgü bir sanattır. Büyük liderler, başarılı iş adamları ve mükemmel ana babalar övgüyü doğru biçimde yaparlar. Övgülerimizden maksimum faydayı sağlayabilmek için uygulayacağımız üç tane yöntem bulunur.

 

Birincisi, övgüyü sıcağı sıcağına yapmalıyız. Bir davranışı veya eylemi ne kadar çabuk översek, etkisi de o denli büyük olur. Bazı şirketler çalışanlarının değerlerini her üç ayda ya da yılda bir defa takdir etme hatasına düşerler. Övgümüzü olay geçtikten çok sonra yaptığımızda, duygular ve gelecekteki eylemler üzerindeki etkisi daha az olur. İşte bundan dolayı, övgülerimizi hemen veya mümkün olan en kısa zamanda yapalım.

 

İkincisi, belirgin bir şeyi övmeliyiz. Belirli bir eylemi veya davranışı övdüğümüzde, o davranışın veya eylemin tekrarlanmasını garantiye almış oluruz. Övgümüz, bazı insanların yaptığı gibi genel olursa, alıcı üzerindeki etkisi az olur.

 

Çocuklarımızı överken de aynı prensip geçerlidir. “Sen harika bir çocuksun” demek yerine: “Bu sabah, yatağını yapmada ve odanı temizlemede harika bir iş çıkardın.” tarzındaki belirgin başarılar üzerine yaptığımız övgüler, onların bu davranışlarını tekrarlamalarını sağlayacaktır. Kural şudur: Tekrarlanmasını istediğimiz şeyleri övelim, övgümüzü sıcağı sıcağına yapalım ve belirgin bir eylemi veya davranışı övelim.

 

Üçüncüsü, kişileri (mümkün olan her durumda) toplum içinde övelim. Bir insanın hatasını düzeltmek istediğimizde, bunu özel olarak yapalım, ama onu diğerlerinin önünde övelim. Diğer insanların önünde onları ne denli çok översek, kendilerine verdikleri değeri ve itibarlarını o denli artırmış oluruz. İş arkadaşlarının önünde ve büyük bir topluluk içinde yapılan takdirlerin ve verilen ödüllerin, bunu takip eden davranışlar üzerinde büyük etkisi vardır.

 

İnsanlar para kazanmak için çok sıkı bir şekilde çalışabilirler, fakat daha fazla övgü ve takdir için, yerde sürünmeye bile razı olurlar. Bütün büyük liderler bunun farkında oldukları için, pozisyonlarını n avantajlarından yararlanarak övgülerini cömertçe verebilmişlerdir. Olağanüstü bir şey vardır: İnsanlar, unvanlar için ölürler. Övgü doğru yapıldığında çok güçlü bir motivasyon aracı olarak devreye girer.

 

İki Çeşit Övgü Vardır.

 

Karşımızdaki insanda, “odasını temizlemek” veya “işe vaktinde gelmek” gibi bir alışkanlık geliştirmek istiyorsak, onu, o işi yaptığı her an övmeliyiz. Bu tarz bir övgüye “devamlı güçlendirme” adı verilir. Tekrarlanması nı istediğimiz davranış biçimini devamlı olarak översek, karşımızdaki insan, onu alışkanlık haline getirecektir. Yeni alışkanlık kazanıldıktan sonra da “aralıklı güçlendirme” ye geçeriz. Aralıklı güçlendirme, davranış her üç veya dört kez tekrarlandığında övmemiz anlamına gelir.

 

Alışkanlık bir kez kazanıldığında, “devamlı güçlendirme” çalışması uygun kaçmayabilir ve motivasyonu olumsuz yönde etkileyebilir. Devamlı övgü, kişinin o işten tamamen vazgeçmesine bile neden olabilir. Böyle bir durumda “aralıklı güçlendirme” uygulamasını yapmak, davranışın kesin olarak tekrarlanmasını sağlar. Böyle davranmak, kişiyi istim üstünde tutmaya yarar.

 

Söylediğimiz her söze ve davranışlarımıza içtenliğimizi ve sevgimizi de ekleyelim.

 

Unutmayalım ki;

 

Kalıcı olan tek şey içtenlikle ve sevgiyle yapılandır.

 

5. Hayranlığımızı (İçtenlikle) Dile Getirelim.

  

Diğer kişilerin kendilerine verdikleri değeri yükseltmenin ve kendilerini önemli hissetmelerini sağlamanın beşinci yolu, onlara olan hayranlığımızı dile getirmektir. Başardığı bir işten, bir şahsiyet özelliğinden veya sahip olduğu bir şeyden dolayı birine duyduğumuz hayranlık, onun kendisine verdiği değeri artırır. Hayranlık, insan ilişkilerinde en güçlü araçlardan biridir. Herkes iltifat edilmekten hoşlanır. Hayranlığı dile getirme yöntemini her yerde ve her durumda kullanabiliriz. Bu türlü davrandığımızda, karşımızdaki insanın kendisini daha da önemli hissedeceğini garantilemiş oluruz.

 

Karşımızdaki insanın şahsiyet özelliklerine veya başka niteliklerine hayran olabiliriz. Dakiklik, cömertlik, azimlilik veya kararlılık gibi özelliklere sahip olan insanlara, bunlardan dolayı iltifat edersek, kendilerini değerli ve önemli hissetmelerini sağlamış oluruz. Diğer insanlar bu gibi niteliklerden dolayı bize itibar gösterip, hayranlıklarını dile getirdiklerinde, biz de kendimizi daha iyi hissederiz. Kişilerin sahip oldukları maddesel değerlere de hayranlık duyabiliriz. İnsanlar elde ettikleri maddi şeylere oldukça fazla duygusal yatırım yaparlar. Örneğin, evlerine aldıkları mobilyalara ve demirbaş eşyalara düşünce ve duygularını da katarlar. Onlara, evlerinin veya oturma odalarının ne denli göz alıcı olduğuyla ilgili iltifatlar yapmamız faydalı olur.

 

İnsanlar aldıkları giysilere de aynı derecede düşünce ve emek verirler. Giydiği herhangi bir giysi veya aksesuarla ilgili bir hanıma yapacağımız iltifatların, kendisini kesinlikle iyi hissetmesini sağlayacağı kesindir. Aynı iltifatları giydiği giysileri, ayakkabıları ve kravatı ile ilgili olarak bir erkeğe yaptığımızda da aynı sonucu elde edebiliriz. Erkekler genellikle takacakları kravatla ve satın alacakları ayakkabı ile ilgili düşünce çabası sarf ederler. Hayranlığımızı dile getirdiğimizde hem şaşıracak hem de mutlu olacaklardır.

 

İnsanların başarmış oldukları güzel şeylere de hayran olabiliriz. Almış oldukları eğitim veya geldikleri mevkiyle ilgili olarak onlara iltifat edebiliriz. Kurdukları işlere veya başarmış oldukları başka herhangi bir şeye olan hayranlığımızı dile getirebiliriz.

 

Bu konuda dile getirdiğimiz hayranlığımız, onların kendilerine verdikleri değeri artırır ve kendilerini iyi hissetmelerine neden olur. Bir diğer insana gerçekten takdirlerimizi iletmek istiyorsak, bunu yapabilecek sonsuz fırsatlar vardır. Herkesin bizim takdirimize değer bir başarısı mutlaka bulunur. Bizim işimiz de onu bulmak ve dile getirmektir.

 

Ancak dikkat etmemiz gereken bir noktayı da ilave edelim. Hoşnutluğumuzu, onayımızı, takdir ve hayranlığımızı gerçekten hissediyorsak dile getirelim. Başkalarının motivasyonunu yükseltmeye çalışırken samimiyetsizlik yapmayalım. İnsanlar yalan detektörleri gibidirler. Kalabalık bir odanın içinde bile samimiyetsizliği yakalayabilirler.

 

Ancak bu kuralı bir istisnası vardır: samimiyetsiz bir gülümseme, samimi bir kaş çatmadan daha iyidir her zaman1. Ancak iltifatlarımızı n diğer her türlü durumda samimi ve içten olması gerekir. Ne demek istiyorsak onu dürüstçe söylemeliyiz. Bunu böyle yapmadığımız takdirde, insanlar, kendileriyle oynadığımızı düşüneceklerdir. Ve böyle düşündüklerinde ise, arzu ettiğimizin tersine bir tepki almamız kaçınılmaz olacaktır. Bu türlü durumda kişinin kendine verdiği değeri düşecek ve bize kuşkuyla ya da savunmacı bir tarzda yaklaşacaktır.

 

Karşımızdaki insanın kendisini önemli hissetmesini sağlamak için yapmamız gereken beş şeyin

birincisi, karşımızdakini kabullenerek karşılaştığımız insanlara içtenlikle gülümsememiz;

ikincisi, kendisiyle kolay anlaşılır bir insan olmamız;

üçüncüsü, hoşnutluğumuzu ifade ederek her durumda “teşekkür ederim.” dememiz;

dördüncüsü, insanları överek yüceltmemiz, onaylamamız ve yaptıkları olumlu şeylerden dolayı onları tasdik etmemiz;

beşincisi ise, hayranlığımızı dile getirerek, onların başarmış oldukları şeylere, sahip oldukları kişisel özelliklere veya maddi şeylere iltifat etmemizdir. Gösterdiğimiz bu davranış biçimi, diğer insanlarla olan iyi ilişkilerin temelini oluşturur. Bu davranışları uygulamaya çalıştığımız her seferde, karşımızdaki insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlarken, biz de kendimizi daha iyi hissetmiş oluruz.

 

Kalıcı olan tek şey: İçtenlikle ve Sevgiyle yapılandır.

 

6. Dinlemenin “Beyaz Sihri”

 

Başkalarını kendilerini özel bir kişi olarak hissetmelerini sağlayabileceğimiz altıncı adım ise, onlara özel bir dikkat vermektir. Hayat zaten bunun bir çalışmasıdır. Dikkatimizi her zaman en çok değer verdiğimize ve bizi en çok ilgilendiren şeye ya da bizim için en fazla önemli olan konuya veririz. Dikkatimiz nereye odaklanırsa; düşüncelerimiz, duygularımız ve hayatımız da oraya odaklanır.

 

İlişkilerimizde, diğer kişilere gösterdiğimiz ilginin miktarı, onların bizim için ne denli önemli olduklarının da bir işaretidir. En fazla dikkati, en çok değer verdiğimiz insanlara ve şeylere gösteririz. Dikkat göstermenin tersi ise, kayıtsızlıktır. Değer vermediğimiz ve onaylamadığımız insanlara ya da şeylere karşı kayıtsız kalırız.

 

Bir kişiye dikkatimizi ve ilgimizi verdiğimizde “sana değer veriyorum ve seni önemsiyorum.”  demek isteriz. Tam tersi bir davranış içerisine girdiğimizde ise: “Seni önemsiz buluyorum ve sana az değer veriyorum.” mesajını vurgularız. Karşımızdaki insana gösterdiğimiz dikkatli bir ilgi, onun kendisine verdiği değeri yükseltir. Tersi bir davranış ise, bu değer düzeyini düşürür, kayıtsızlığımız ise, onu kızgın ve savunmacı birisi haline getirir.

 

Olumsuz duyguların ana nedenlerinden birisi de, insanlar tarafından önemsenmemektir. Sırasında bir eş, patron ya da bir restorandaki garson tarafından önemsenmemiz, kendimizi değersiz ve küçülmüş hissetmemizden olur. İnsan ilişkilerinde etkin olan insanların, diğer insanların ihtiyaçlarına karşı gerekli ilgiyi ve dikkati göstermede hassas ve uyanık olmalarının nedeni budur.

 

İnsanlara doğru ilgiyi nasıl gösteririz? Dinlemenin “beyaz sihrini” yaparak. Dinlemek, insan ilişkilerindeki dikkatin gerçek ölçüsüdür. Dinlemek diğer insana ve söylediklerine ne denli değer verdiğimizi gösterir. Karşımızdaki insanı dinlediğimiz, hem de iyi dinlediğimiz zaman, onun bizim için değerli ve önemli olduğunu ifade etmiş oluruz. En iyi liderler, satışçılar, yöneticiler ve arkadaşlar mükemmel ve hünerli birer dinleyicidirler.

 

İyi bir dinleyici olmanın üç önemli yararı vardır. Birincisi, dinlemenin bir güven ortamı oluşturmasıdır. Birisi bizi dinlediğinde, ona daha fazla güveniriz. En hızlı güven ortamı, iki insanın birbirlerine dikkatle ve hoşnutlukla dinlemeleriyle oluşur. Dikkatle dinlediğimizde, karşımızdaki insan bizi her zamankinden daha fazla sever ve bize güvenmeye başlar. Böylelikle de bizim tarafımızdan etkilenmeye de her zamankinden daha fazla açık hale gelir.

 

İyi dinlemenin ikinci faydası, kişinin kendisine verdiği değeri yükseltmesidir. Karşımızdaki insanı dikkatle ve ilgiyle dinlediğimizde, onun kendisine verdiği değer oldukça artar. Birisi bizi dikkatle ve ilgiyle dinlediğinde, bizde de aynı durum söz konusu olur ve kendimizi daha önemli ve değerli hissetmeye başlarız.

 

Dinlemenin üçüncü faydası ise, içsel bir disiplin oluşturmasıdır. Diğer bir insanı dikkatle dinlemek, muazzam bir kişisel ustalık ve içsel disiplin gerektirir. Sıradan bir insan dakikada 150 kelime konuşur. Eğer biz kendimizi iyi bir şekilde disipline edebilirsek, dakikada 600 kelimelik bir dinleme potansiyeline ulaşabiliriz. Aktif dinleme, dikkatimizi kontrol etmemizi ve konuşan insana odaklanmamızı gerektirir. Karşımızdaki insanı kesintisiz bir şekilde dinleyebilmek için kendimizi ne kadar disipline edersek, hayatımızın diğer alanlarında da o denli etkin bir hale geliriz.

 

Aktif Bir Dinleme Yapalım.

 

Aktif dinlemenin birinci kısmı, dikkat ve ilgiyle dinlemektir. Konuşanın doğrudan yüzüne bakalım1 Konuşana doğru hafifçe öne eğilelim. Ayakta isek, ağırlığımızı ayak parmaklarımızın ucuna vererek enerjimizin öne doğru yansımasını sağlayalım. Karşımızdaki insanın ağzını ve gözlerini dikkatle takip edelim. Bu, bizim onu tam bir dikkatle dinlediğimizi anlatır. Karşımızdaki kişide, tam bir dikkat ve ilgiyle konuşmanın içinde olduğumuzdan iyice emin olmuş olur.

 

Aktif dinlemenin ikinci kısmı kesmeden konuşmaktır. Konuşan kişi, kendisini dinleyenin konuya atlamak için fırsat kolladığını, düşüncelerinin başka bir yerde bulunduğunu, belki de vereceği cevabı hazırlamakla meşgul olduğunu algıladığında, kendini huzursuz, rahatsız ve aşağılanmış hisseder. Fakat karşısındaki kişinin konuştuğu şeylerle tam bir uyum içinde olduğunu fark ettiğinde, kendisini değerli hisseder. işte bundan dolayı, karşımızdakini sonuna dek sabırla, sakin bir şekilde ve sanki dünyada onun konuştuklarından başka bir şey kalmamış gibi dinleyelim.

 

Aktif dinlemenin üçüncü kısmı, cevap vermeden önce duraklamaktır1 Karşımızdaki kişi konuşmasını bitirince, ona bir cevap vermeden önce üç ila beş saniye duraklayalım. Bu arada üç şey olabilir:

 

Birincisi, karşımızdakinin söylediklerini daha iyi anlamamız mümkün olur. Diğer kişinin sözlerinin sindirilmesi için kendimize birkaç saniye tanıdığımızda, onu tam olarak ve daha iyi anlayabiliriz.

 

İkincisi, karşımızdaki kişi sadece düşüncelerini toplamak için durmuşsa, onu kesmekten kaçınmış oluruz. Üç ila beş saniye kadar durakladığımızda, konuşmasını kesmek yerine, ona devam etme fırsatı tanımış oluruz. Bir düşüncenin veya bir cümlenin ortasında kesilmekten daha rahatsız edici ve aşağılayıcı çok az şey vardır.

 

Üçüncüsü, cevap vermeden durakladığımızda, söylenen şeyleri önemli saydığımızı açıkça ifade etmiş ve ona dikkatli bir ilgi verdiğimizi de ortaya koymuş oluruz. Bir diğer kişinin sessizce oturup, söyleyecekleri ya da dinleyecekleri üzerinde düşünmesi, konuşan kişiye yapılmış olan büyük bir iltifattır.

 

İyi bir dinlemenin dördüncü kısmı, netleştirmek için soru sormaktır. Karşımızdaki insanın ne dediğini tam olarak anlayabildiğimizden emin olmak için ona sorular soralım. Eski bir deyiş vardır: “Her başarısızlığın temelinde, hatalı varsayımlar yatar.” Hiç kontrol etmeden, her şeyi anladığımızı sandığımızda, karşımızdaki insanın ne dediğini belki de hiç anlamamış oluruz. Bu durum özellikle kadınlar ve erkekler arasındaki konuşmalar için geçerlidir.

 

Konuşmayı genişletmenin, dinleme fırsatlarını artırmanın ve anlayışımızı geliştirmenin belki de en iyi yolu, sonu açık sorular sormamızdır. Sonu açık sorular, “evet” veya “hayır” şeklinde cevaplandırılamayan sorulardır.

 

Sonu açık soruların ek bir faydası da dinlemek, güven oluşturmak ve diğer inansın düşünceleri ile duygularını tam olarak anlayabilmek için bize daha fazla fırsat yaratmasıdır. Ağzımız açıkken hiçbir şey öğrenemeyeceğimizi aklımızdan çıkarmayalım. Konuştuğumuz zaman, söyleyebildiğimiz tek şey, o ana kadar öğrenmiş olduğumuz şeylerdir. Dinlediğimiz zaman ise, yeni bir şeyler öğrenme fırsatımız vardır.

 

Aktif dinlemenin beşinci kısmı, karşımızdaki insanın sözcüklerini kullanarak ona geri besleme yapmaktır. Onun söylediklerini kendi cümlelerimizle yeniden ifade edelim. Böyle yaptığımızda, karşımızdaki kişiye iltifat etmiş ve ona ne denli yakından ilgi gösterdiğimizi ortaya koymuş oluruz. Aslında, karşımızdaki konuşmanın ne demek istediğini ona geri besleme yoluyla verene kadar da onu tam olarak anlamış sayılmayız.

 

Karşımızdaki insan konuşmasını bitirdiğinde şunu deneyelim. Üç veya beş saniye durakladıktan sonra: “Seni anlamış olduğumdan iyice emin olayım. Söylemek istediğin şudur…” diyerek, onun konuştuklarını kendi cümlelerimizle ona yeniden aktaralım.

 

Karşımızdaki insanın konuşmasını kendi sözcüklerimizle ona yeniden ifade edecek kadar onu dikkat ve ilgiyle dinleme çabası gösterdiğimiz her seferde, iletişim becerimizi artırmış oluruz. O kişiyle aramızda daha büyük bir güven oluştururuz. Karşımızdaki insanda daha büyük bir kendine değer verme ortamı ortaya çıkarır, biz de kendi içsel disiplinimizi geliştirme fırsatını elde ederiz.

 

Empatik Dinleme

 

“Empatik dinleme”, karşımızdaki insanın sorunlarını çözmek yerine, ona samimi bir ilgi göstererek, konuştuklarına ekran olmamızdır.

 

Terapistler, karşılarındaki insanın sözcüklerini ona değişik bir şekilde yeniden söyleyerek Empatik Dinleme Tekniğini kullanırlar. Örneğin kişi: “İşimden gerçekten bıkmış vaziyetteyim.” dediğinde ona: “İşinde yolunda gitmeyen bazı şeylerden dolayı sanırım bunalmışsın.” diye cevap verebiliriz.

 

Sözlerini kendisine yeniden yansıttığımızda, sorun u daha iyi anlamasını sağlamakla kalmayıp, çözümle ilgili sezgilerini geliştirmesine de yardım etmiş oluruz.

 

İki türlü empatik dinleme tekniği vardır: Basit Yansıtma ve Yorumlayıcı Yansıtma. Basit Yansıma’da, karşımızdakinin söylediklerini, içine hiçbir yorum katmadan ya da içeriğindeki gizli ve imalı mesajları deşmeden ona yeniden aktarırız. Böylece işitmiş olduklarımızı basit bir şekilde ve kendi cümlelerimizle karşımızdakine yeniden iletmiş oluruz. Kişi: “Gerçekten endişeliyim.” dediğinde, biz ona: “Gerçekten endişeli görünüyorsun.” deriz1

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !